Hürriyet

21 Kasım 2013 Perşembe

Süper Anne Sendromu

Günümüz kadınlarının pek çoğu hem çalışıyor, hem ev işleri ile ilgileniyor, çocuğuna bakıyor bir yandan da fit ve sağlıklı görünmeye çalışıyor. Günlük hayatın koşuşturması içinde, iş ve sosyal yaşantısının tüm zorlukları arasında mekik dokuyan kadın pek çok fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkla baş etmek sorunda kalabiliyor. “Süper anne” ya da “zorlanmış anne sendromu” olarak tanımlanan bu rahatsızlık modern çağın kadını için en büyük tehlikelerin başında geliyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uz. Dr. Leyla Benkurt Alkaş, süper anne sendromu hakkında bilgi verdi ve önerilerde bulundu. Halsizlik, konsatrasyon güçlüğü, cinsel istekte azalma ve beraberinde gelen pek çok hastalık… 30 yaş üstü, çocuk sahibi olup da kariyerini erkek meslektaşları kadar yoğun yaşayan kadınlarda yeni yeni tanımlanmaya başlanan bir grup belirti kümesi mevcut. “Süper anne sendromu” olarak adlandırsa da aslında “zorlanmış anne sendromu” da denebilir. Tıbbi olarak farklı hastalık belirtileriyle ortaya çıkan bu durum, iş verimini düşürdüğü gibi sağlık masraflarını da ciddi boyutta artırmaktadır. 2-3 aydan daha uzun süren baş ağrıları, kaslarda-eklemlerde ağrılar, kramplar, bağırsaklarda şişkinlik, hazımsızlık, uykusuzluk, sürekli yorgunluk, halsizlik, kırıklık, cinsel istekte azalma, çarpıntılar, konsantrasyon zorlukları gibi belirtiler ortaya çıkınca ister istemez doktor olarak bir sürü hastalık akla geliyor. En basitinden en ağırına; kansızlıktan, romatizmaya, kanserden, migrene tüm vücut sistemlerini muayene etmek gerekiyor. Alınan onca kan tahlilleri, çekilen MR’lar, EKG’ler, kaslar için EMG’ler sonrası net bir hastalık tanısı koymak kolay olmuyor. “Kronik yorgunluk sendromu, tükenmişlik sendromu, fibromiyalji, psiko-somatik hastalık, anksiyete bozukluğu…” tarzında tanılar yazılıyor. Zorlanmış kadın”larda görülen belirtiler: 1-Halsizlik, dermansızlık, işlere başlamada güçlük 2- Günlük işleri yapmayı zorlaştıracak ve yatak istirahati ile geçmeyen yorgunluk, bıkkınlık, tükenmişlik hali 3- Baş ağrıları, unutkanlık, kafada ağırlık hissi, sürekli yapacaklarını düşünme ,düşünce kargaşası, uykusuzluk, dinlendirici uyku uyumama 4-Depresyon, sürekli gergin endişeli olma, panik ataklar, cinsel isteksizlik 5- Mide-bağırsak rahatsızlıkları, sindirim anormallikleri, şişkinlik 6- Eklem ağrıları, romatizma, artrit, artroz, kas ağrıları, belde-boyunda ağrı ve kas sertleşmeleri, kramplar 7-) Grip benzeri rahatsızlıklar, hafif ateş-üşüme, boğazda ağrı Eğitimli, çalışkan, titiz, mükemmeliyetçi ve hırslı annelerde bu durum daha sık ortaya çıkıyor Burada modern şehir hayatının, çalışan kadınların yaşam koşullarının, toplumsal rol ve sorumlulukların, çocuk bakımında annenin yerinin, iş dünyasındaki rekabet kriterlerinin, akraba ilişkilerindeki beklentilerin gözden geçirilmesi önemlidir. Kadının eğitim süresinin uzaması, ekonomik gelirinin artması çok olumlu bir süreçmiş gibi görünse de aslında kadını kıskıvrak yakalayıp ezmektedir. Çünkü kadının toplum ve aile içindeki rolü değişmemiştir. Kadın eğitimine verdiği zaman ve emek nedeniyle kariyerinde yükselmek ve en iyisi olmayı yaşam hedefi olarak seçer. Evlilik ve çocuklu olmanın buna engel olmaması gerektiğini düşünür. “çocukta yaparım kariyer de…” şarkısı eşliğinde erkek meslektaşları ile omuz omuza çalışıp, gerektiğinde rekabet eder. Kadına büyük sorumluluklar yükleniyor ve kadın da bunu görev ediniyor Bununla birlikte kendi anne-babası, kocası, kocasının sülalesi, komşular, hatta kendi durumundaki diğer kadınlar kendisinden klasik kadın rolleri ister. Evinin düzeni, temizliği, yemeği, alışverişi kocasıyla ortak yarılsa da sorumluluk ve hesap verecek kişi kadın olur. İyi bir eş olarak, kocasını dinlemek, önceliği ona vermek, dış ilişkilerde arka planda durmak, alttan almak hep kadının görevidir. Eşine, kayınvalidesi kadar güzel yapmak, aileye sofralar donatmak, evlenene, hastaya tüm sosyal olaylarda hediye alıp, kutlamak, hatır sormak onun görevidir. Çocuklar da bu durumdan olumsuz etkileniyor Bu “hiçbir şeyden kusur kalmayalım” koşturmacası içinde, çocuklarda da gevşeyememe, sürekli bir yetişkine ihtiyaç duyma, sürekli canı sıkılma, kendini oyalayamama durumları görünüyor. Sık sık hastalanan, başı –karnı-bacakları ağrıyan, mızıl mızıl şikayetçi çocuk sayısı artıyor. Çocuklar büyürken kendilerine zaman ayıran ama saçını süpürge etmeyen anneye, geniş zamanlara, geniş mekanlara ihtiyaç duyarlar. Hızla yapmaları istendikçe, yetişmek zorunda kaldıkça, kendisi istemeden imkanlar önüne sunuldukça; minnet etmeyen, kendi işini görmek istemeyen, doyumsuz, memnuniyetsiz, meraksız, amaçsız çocuklar yetişmektedir. Örneğin kendi giysisini giyme, yeni bir şeye özenme, ona ulaşmak için bekleme, emek ve uğraş içine girme, kendisine sunulan imkan ve nimetlerin kıymetini bilme, bunun için minnet duyma, kendi uğraştığı için merak etme, bağlanma, sahiplenme, kendinin yönettiği, doldurduğu zaman dilimlerini bu amaçlar için doldurma yeteneği kazanmak asıl özgürlüktür. Ama anneler kendileri bunu sağlayamazken çocuklarına öğretmeleri mümkün olmamaktadır. Hayatı yavaşlatın ve tadını çıkarın Hayatı, yalınlaştırmak, sadeleştirip asıl işin özüne varmak çok önemli. Hayatı dolu dolu mükemmel yaşama adına o kadar çok uyaran ve renkler, baştan çıkarıcı öğütler var ki…. Bazen hayat bir sürü lezzetli ve değişik yemeğin, tatlının, içeceğin, meyvenin olduğu açık büfe gibi geliyor. Her iyi ve güzel görüneni dener, hepsini tatmaya çalışırsanız hazımsızlık, bulantı, yorgunluk, kilo alma, vücudunuzu aşırı zorlama, tatilinizi kötü geçirdiğiniz için kendinizi suçlama sonuçlarından başka bir şey yaşayamazsınız. Mutlaka uzman yardımı alın Tanıyı doğru koyup, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için dahiliyeci, psikiyatrist, fizyoterapist, diyetisyen, nöroloji ve endokrinoloji uzmanı ortak çalışması gerekiyor.

20 Kasım 2013 Çarşamba

Çocuklarda Dikkat Dağınıklığı ve Tedavisi

Dikkat Dağınıklığı Tedavisi Olan Bir Sorundur. Özellikle çocukların okulda, arkadaş ortamlarında dikkat sorunu yaşamaları, hem ders başarısını hem sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Dikkat Dağınıklığı Tedavisi için yapmanız gerekenler ve birkaç özel tavsiye makalemizde bulabilirsiniz. "Ayşe çalışma masasında oturmuyor. Söylediklerimi hep eksik anlayıp cevap vermekte gecikiyor. Derse çalışmaya başladıktan 5 dakika sonra nereye çalışacağını, nerede kaldığını hatırlamıyor. Ödevini bitirmesi saatler sürüyor. Ders esnasında her şey dikkatini dağıtabiliyor. Oynadığı bir oyundan hiçbir zaman tam anlamıyla hoşnut kalmıyor. Okurken sıkça hatalar yapıyor. Okuldan eve hep eşyalarını kaybetmiş olarak geliyor..." İyi ama gayet sağlıklı görünen Ayşe'nin sorunu ne olabilir? Bu şikâyetler dikkat dağınıklığı tedavisi düşündürüyor. Dikkat; duygularla düşünceyi bir nokta üzerinde toplama, uyanıklık hali olarak tanımlanmaktadır ve öğrenmenin en önemli unsurlarındandır. Eğitimde dikkat, algılama ve anlamlandırma sürecidir. Bu süreçte yaşanan problemler dikkatsizlik olarak adlandırılır. Çocukların okulda, arkadaş ortamlarında dikkat sorunu yaşamaları, hem ders başarısını hem sosyal ilişkilerini olumsuz etkiler. Başarısızlıkları düşük benlik algısı geliştirmelerine neden olur. Her zaman başarısız olacakları, beceremeyecekleri inancıyla işlerine başlayınca bu düşünce kısır döngü olarak onları başarısızlığa sevk eder. Yetersizlik duyguları, ilişkilerindeki bozukluk içlerinde büyük üzüntüye sebep olur ve öfke duygularını uyandırır. Bu öfkelerini ya içlerine atarak kendilerine zarar verme yolunu seçerler ya da herkesi rahatsız ede*cek biçimde, saldırganlıkla çevreye yöneltirler. Dikkatsizlik özel adıyla 'dikkat dağınıklığı' bebeklikten başlayabilen ve erişkinlikte de görülebilen bir sorundur. Dikkat dağınıklığı, çocuğun zekâ puanıyla yani üstün zekâlı veya normal zekâlı olup olmadığıyla doğrudan ilişkili değildir. Zekâsı normal ya da üstün olduğu halde, dikkati dağınık olduğu için kendini derse veremeyen birçok çocuk ve genç başarısız olabilmektedir. Dikkat dağınıklığının okul öncesi, okul çağı ve ergenlik dönemindeki belirtileri genel hatlarıyla aşağıdaki gibidir. Ancak bu özelliklerin bulunduğu her çocukta dikkat dağınıklığı olduğu düşünülmemelidir. Saydığımız noktaların ne sıklıkta ve hangi alanlarda yaşandığı da çok önemlidir. Sık sık bir oyundan diğerine geçerler. Belirli bir şeyle çok kısa süre ilgilenebilirler. Sakardırlar, sık sık yaralanabilirler. Faaliyetleri sürdüremez, yarım bırakırlar. Dersi dikkatle dinleyemezler, etrafı ile daha çok ilgilenirler. Ev ödevlerini almayı unuturlar ya da eksik alırlar. Eşyalarını tam olarak getirmezler, kaybederler. Dağınıklıkları vardır, defter vb. gereçlerinin düzenleri bozuktur. Gelişim düzeyi içinde geç olgunlaşırlar. Öğretmenlerle ilişkilerinde sorunlar yaşarlar. Karşılık veren, saygısız, ilgisiz bir öğrenci olabilirler. Zekâlarına uygun hayat başarısı gösteremezler. Algıladıklarını örgütlemede, organize etmede mesela okuduklarını anlamlandırmada güçlük çekerler. ("p, b, d" harflerini çoğu kez karıştırırlar.) İyi arkadaş ilişkileri kurmada zorlanırlar. Kaynak:Başaran Yayınları

18 Kasım 2013 Pazartesi

Çocuklarda Gizli Şeker

Çocuklarda gizli şeker hastalığının görülme riski düşük olmasına rağmen olabilecek bir durumdur. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda beslenmelerindeki düzensizliklerden kaynaklanarak gizli şeker hastalığı görülebilir. Çocuklarda gizli şeker hastalığının belirtileri yok denecek kadar azdır. Çünkü ona gizli şeker hastalığı denmesinin sebebi; belirti göstermeden ilerleyen ve her yaşta insanın sağlığını ciddi şekilde tehlikeye atan çok ciddi ve sinsi bir hastalık olmasıdır. Bazı durumlarda gizli şeker hastalığı şeker hastalığı gibi belirtiler gösterebilir. Tabi bu belirtiler artık hasta olan kişinin sağlığının git gide bozulduğuna da işarettir. Bu belirtilerin başında baş ağrısı ve ellerde titreme gelmektedir. Çocuklarda gizli şeker hastalığının en önemli belirtilerinden bir tanesi de görmedeki bulanıklık ve çift görme durumlarıdır. Ani ve şiddetli şekilde düşen kan şekeri, buna bağlı olarak bayılmalar, baş dönmeleri, soluk tenli bir görünüm ve şekerli gıdalara olan aşırı istek yine çocuklarda gizli şeker belirtileri olarak gösterilebilir. Ellerde tireme, kalp çarpıntıları, uykusuzluk problemleri, bulantı, kas ağrıları, el ve ayaklarda kontrolsüzlük ve sürekli sinirli olmak hem şeker hastalığının hem de şeker hastalığının bir çeşidi olan gizli şekerin çocuklarda oluşturduğu belirtiler arasında yer almaktadır. Çocuklarda gizli şeker hastalığının anlaşılabilmesi için, uzman bir doktordan yardım almak koşulu ile gerekli tetkik ve araştırmaların yapılması gereklidir. Bu bağlamda; çocuğunuzda yukarıdaki belirtileri gözlemliyor iseniz mutlaka bir doktora başvurmanızı tavsiye ederiz.

16 Kasım 2013 Cumartesi

Organik Süt mü İçmeliyiz?

Geleneksel olarak kalsiyum deposu olarak kabul edilen süt aynı zamanda A vitamini, D vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, B3 vitamini, B9 vitamini, B6 ve B12 vitaminleri içermektedir. Süt genel olarak kemikleri güçlendirmek ve kemik gelişimine yardımcı olması için tüketilse de bunun dışında antioksidan etkisi, sindirime yardımcı olması, gut hastalığı riskini düşürmesi gibi diğer faydaları da bulunmaktadır. Ancak süt tüketimi için uzmanların önerisi az yağlı ve %100 organik sütlerin tercih edilmesi yönünde. İneğin yetiştirilme ve sütün işlenme şekli faydaları üzerinde önemli bir role sahip ve son yıllarda organik olmayan sütlerin faydadan çok zarar getirdiği yönünde bazı araştırmalar bulunuyor. Kalsiyum bakımından zengin süt (100 gram süt günlük kalsiyum ihtiyacının %11′ini karşılar) aynı zamanda magnezyum, fosfor, potasyum, sodyum, çinko, bakır ve selenyum mineralleri açısından iyi bir kaynaktır. Neden Organik Süt? Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar sütün homojenize ve pastörize edilmesi aşamasında kullanılan tekniklerin sütün kalitesini düşürdüğü bazı hastalıklara yakalanma ihtimalini arttırdığı yönünde sonuçlara sahiptir. Amerikan Kanser Derneği’ne göre, daha çok süt elde edebilmek için ineklere verilen antibiyotikler insanlarda antibiyotiklere dirençli hastalıkların görülme riskini yükseltmektedir. Yine Amerikan Kanser Derneği’ne göre, endüstriyel süt üretiminde yaygın olarak kullanılan ve ineklerin daha hızlı büyümesini, daha çok süt süt vermesini sağlayan “rekombinant sığır büyüme hormonu” (Recombinant bovine growth hormone ya da rBGH) bazı kanser türlerinin görülme olasılığını arttırmaktadır. Organik Sütün Faydaları Günümüzde, süt hakkında kabul görmüş araştırmaların büyük çoğunluğu “endüstriyel hayvancılıkla” yetiştirilmiş, yani antibiyotik, büyüme hormonu, besin takviyeleri ve diğer kimyasalların kullanıldığı yöntemlerle yetiştirilen ineklerden elde edilen sütler üzerinde yapılmıştır. Dolayısıyla %100 doğal yöntemlerle elde edilen sütün faydaları ve zararları konusunda henüz yeterli miktarda araştırma bulunmamaktadır. Aşağıda %100 organik süt ile yapılan bazı bilimsel araştırma sonuçlarına yer vermeye çalıştım. Ancak organik sütün faydaları konusunda kesin bir görüş elde edilmesi için daha çok çalışma yapılması gerekmektedir. Sütte bulunan “konjuge linoleik asit” bağışıklık sistemini güçlendirir, kemik yoğunluğunu geliştirir, kan şekeri dengesini sağlar ve vücutta yağ birikmesini önleyerek kalp krizi riskini azaltır. %100 organik sütte bulunan izoflavon formononetin, biochanin A ve prunetin gibi antioksidanlar serbest radikallerin olumsuz etkilerine karşı koruma sağlar. Günde 1 bardak organik süt içmenin erkek ve kadınlarda gut hastalığının görülme olasılığını düşürdüğü yönünde bazı araştırmalar bulunmakla birlikte bu alanda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

15 Kasım 2013 Cuma

Kalsiyum İçeren Besinler

Hepimiz güçlü kemikler ve dişler için, yaşımıza göre belirli oranlarda kalsiyum almamız gerektiğini biliyoruz. Kalsiyumun sadece çocukluk döneminde tüketilmesi gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü kalsiyum yetişkinlerde; kalp, kas ve sinirlerin normal olarak çalışması, tansiyonun düşürülmesi ve kolon kanseri riskini azaltmak için önemli mineraller arasında yer almaktadır. Kalsiyum eksikliği; çocuklarda büyüme sorunlarına, yetişkinlerde ise, kemik yoğunluğunun azalmasına ve kemik dokusunun içinde anormal derecede boşlukların oluşumuna (osteoporoz) neden olabilir. Yüksek miktarda kalsiyum içerdiği bilinen süt ve süt ürünleri dışında pek çok besinden günlük olarak ihtiyaç duyduğunuz kalsiyumu alabilirsiniz. Günlük Olarak Alınması Önerilen Kalsiyum Miktarı 1-3 yaş arası: 700 mg 4-8 yaş arası: 1000 mg 9-13 yaş arası: 1300 mg 14-18 yaş arası: 1300 mg 19-50 yaş arası: 1000 mg 51-70 yaş arası: 1000 mg (erkek), 1200 mg (kadın) 71 yaş üstü: 1200 mg Kalsiyum Bakımından Zengin Besinler Aşağıdaki listede yer alan besinler yüksek oranda kalsiyum içermektedir ancak bu liste kalsiyum bakımından zengin gıdaların tam listesi değildir. Listede yer alan bazı besinlerin sık tüketilmesi, kişinin sağlık koşullarına (yüksek kolesterol, kalp hastalıkları, böbrek taşı ve böbrek hastalıkları…) göre uygun olmayabilir. Yüksek kalsiyum içeren, size uygun beslenme programı için bir uzmana danışmanızı öneririz. Bitkiler ve Baharatlar: Çoğumuz yeterli miktarda kalsiyum almak için süt içmemiz gerektiğini düşünürüz ancak işin aslı öyle değil. Bazı bitkiler ve baharatlar en az süt kadar kalsiyum içermektedir. Örneğin, 1 adet sap kereviz günlük kalsiyum ihtiyacının %3′ünü karşılar. 1 yemek kaşığı kekik günlük ihtiyacın %8′ini, 100 gram taze dereotu %21′ini, 1 yemek kaşığı kurutulmuş mercanköşk %3′ünü, 1 yemek kaşığı kurutulmuş biberiye ise günlük kalsiyum ihtiyacının %4′ünü karşılar. Bu baharatlar ve bitkileri kullanarak hazırladığınız yemekler ve çaylar kalsiyum eksikliği riskini önemli ölçüde azaltacaktır. Peynirler: 100 gram beyaz peynir, günlük kalsiyum ihtiyacının yarısını karşılamak için yeterlidir. B12 vitamini, fosfor ve protein bakımından da zengin olan beyaz peynir aynı zamanda yüksek miktarda sodyum ve doymuş yağ içerdiğinden özellikle yüksek kolesterol, damar tıkanıklığı ve kalp rahatsızlığı bulunanlar tarafından dikkatli tüketilmelidir. Diğer peynirlere gelince; parmesan peyniri en fazla kalsiyum içeren peynirdir ve 1 yemek kaşığı parmesan günlük kalsiyum ihtiyacının %6′sını karşılar. Ayrıca çedar, mozerella, kaşar peynirleri kalsiyum bakımından zengindir. Susam: Kavrulmuş veya kurutulmuş susamın 100 gramı, günlük alınması gereken kalsiyum tamamına yakınını, 1 çorba kaşığı susam ise %9′unu karşılar. Ancak susam, enerji bakımından da zengin olduğundan (100 gramında 573 kalori) kilo vermeye çalışanlar dikkatli ve az miktarda tüketmelidir. Tofu: Bizim mutfağımızda çok kullanılmasa da özellikle Asya mutfağında oldukça popüler olan tofunun 100 gramında 372 mg kalsiyum (günlük önerilen miktarın %37′si) bulunmaktadır. Tofu eğer kalsiyum sülfat ile üretildiyse bu değerin 2-3 katı kadar kalsiyum içerebilir. Badem: Kavrulmuş 100 gram madem 266 mg (günlük önerilen miktarın %27′si) kalsiyum içerir. Aynı zamanda E vitamini, magnezyum ve manganez mineralleri bakımından da zengin olan bademin 100 gramı 597 kaloridir. Yağsız kavrulmuş ve tuz eklenmemiş badem sağlığınız için daha faydalıdır. Keten Tohumu: Uzmanların daha çok sağlıklı yağ asitleri (omega-3) için önerdiği keten tohumu, kalsiyum bakımından da zengindir. 1 yemek kaşığı keten tohumundan 36 mg (günlük önerilen miktarın %3′ü) kalsiyum vardır. Ancak rafine edilmiş keten tohumu yağı kalsiyum içermez. Keten tohumundan kalsiyum alabilmek için öğütülmüş veya işlenmemiş olanlardan tüketmelisiniz. Süt, Yoğurt ve Diğer Süt Ürünleri: Az yağlı süt ve süt ürünleri tam yağlı olanlara göre bir miktar daha fazla kalsiyum içerir. Az yağlı yoğurt, peynir çeşitleri dışında kalan süt ürünleri arasında en yüksek kalsiyum (100 gramında 415 mg) değerine sahiptir. 100 gram yağsız süt ise günlük kalsiyum ihtiyacının yaklaşık %31′ini karşılar. Yeşil Yapraklı Sebzeler: Çiğ olarak tüketilen yeşil yapraklı sebzeler çok iyi birer kalsiyum kaynağıdır. Şalgam, bu sebzeler arasında 100 gramda 190 mg (günlük önerilen kalsiyumun %19′u) kalsiyum ile ilk sırada gelmektedir. 100 gram karahindiba günlük kalsiyum ihtiyacının %10′unu ve kale %9′unu karşılar.

14 Kasım 2013 Perşembe

Anne Depresyondaysa Çocuk Hiperaktif Olabilir

Hiperaktivite sorunu bulunan çocuklar, aşırı hareketlilik ve dikkat eksikliği nedeniyle, zekaları normal olmasına rağmen, okulda düşük başarı elde ediyor. Üstelik bu nedenlerle kendilerini ciddi kazalardan korumadıkları için ciddi hayati tehlikelerle karşı karşıya kalıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Arzu Önal, 2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre, hiperaktif çocukların annelerinin sıklıkla depresyon, kas-iskelet ağrıları ve kaygı bozuklukları gibi hastalıkları daha çok geçirdiklerinin saptandığını belirtiyor. Başka bir araştırmada ise annede bulunan depresyon, kaygı ve duygusal problemler ile “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” (DEHB) arasında ilişki olduğu bulunmuş. Ayrıca çocuğuna ilaç kullanmak istemeyen annelerin çocuk ruh sağlığı uzmanlarına 13 kat daha fazla başvurdukları saptanmış. DEHB’li annelerin %1.2’ sinde en az bir ruh sağlığı problemi olduğu savunulmaktadır. 2020 yılında kadınlarda depresyon oranı dünyayı sarsacak kadar yükseleceğinden annelerin kendilerine dikkat etmesi gerekiyor. İNTERNETTEKİ BİLGİLERİ DEĞİL DOKTORUNUZU DİNLEYİN Erken çocukluk yaşlarında fark edilen bu durumun tedavi edilebileceğini belirten Arzu Önal Gökalp, şöyle konuştu: Anne- baba, öğretmen ve diğer kaynaklardan alınan bilgiler doğrultusunda tanı netleştikten sonra DEHB’ li çocuğun anne-babasının, çocuğun evdeki sıkıntıları ile ilgili olarak neler yapabilecekleri konusunda bilgilendirilmelidir. Bu durumun bir rahatsızlık olduğu ve nedenleri ile ilgili konuşularak bilgi sahibi olmaları hedeflenir. Evde ve okulda yapılabilecekler aktarıldıktan sonra ilaç tedavisi verilip verilmeyeceğinin kararı verilir. Zekâsında problem olmamasına rağmen okul başarısı düşük olan veya aşırı hareketlilik nedeniyle sık sık yaralanan hatta ciddi hayati tehlikeler geçiren çocuklarda ilaç tedavisi ilk seçenektir. İlaçlarla ilgili ailelerin yaşadıkları korkular nedeniyle verilme sebebi aileye ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Bütün diğer ilaçlar gibi DEHB için kullandığımız ilaçların da yan etkileri bulunmaktadır. Birçok yan etkisi geri dönüşümlü ve doz ayarlanması ile kontrol edilebilir düzeydedir. Yan etki açısından riskli olan çocuklarda ( örneğin ailesinde bazı rahatsızlıklar bulunan çocuklarda) ilaç başlamadan önce yapılan bazı tetkiklerle oluşabilecek ciddi problemler büyük oranda ortadan kaldırılabilmektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu sorununa karşı ilaç kullanılıp kullanılmaması konusunda internet sitelerinde birçok yazılar yayınlanıyor. Aileler özellikle internette kaynağı belli olmayan birçok siteden doğru-yanlış bilgiler elde edebiliyor. Bu konuda doktora güvenmek daha doğrudur. HANGİ ÇOCUKLARDA İLAÇ YÜZDE 100 ŞARTTIR? Bozukluğu dikkat ve hareketlilik olarak ayrı ayrı incelersek; eğer bir çocuk kendini koruyabilecek kadar dikkat gösteremiyor ve bu nedenle başına ciddi kazalar geliyorsa veya ders başarısı akademik başarısı ile orantılı değilse ilaç tedavisi önem kazanıyor. Hareketlilik nedeniyle yerinde duramıyor, sonunu düşünmeden kendini rahatlıkla tehlikeye atıyor, defalarca ucuz atlatılan kazalar geçiriyorsa burada ilaç gerekliliğin ötesinde hayati bir önem söz konusudur. İlaç kullanılmaması halinde önemli davranış problemleri de görülebilir. GENETİĞİN ROLÜ DENEYLERDE GÖSTERİLDİ DEHB’ nin tamamını ya da bir kısmını tanımlayan bir sebep bulunamamıştır. Fakat biyolojik ve çevresel etmenlerin rolünün altı daima çizilmiştir. Son yıllarda DEHB nin nedenlerine karşı olan merak artmıştır. DEHB kuşkusuz ailesel bir bozukluktur ve genetik bir tarafı vardır. Hayvan deneyleri ile genetik rolü vurgulanmıştır. Beyinin özellikle prefrontal ve bazal ganglion olarak isimlendirilen bölgelerinde anormallikler saptanmıştır. Birçok çalışmada frontal lob denilen beyin alanında, özellikle prefrontal cortex bölgesinde kan akımı ya da glikoz (şeker) metabolizmasının fonksiyonunun azaldığı saptanmıştır. Beyinle ilgili görüntüleme çalışmaları günümüzde de devam etmektedir. İLAÇLARIN YAN ETKİLERİNİ KONTROL ETMEK MÜMKÜN DEHB tedavisinde kullanılan iki grup ilaç vardır. Psikostimulanlar ve antidepresanlar .Bu ilaçların düzenli olarak doktor kontrolünde kullanılması gerekmektedir. Yan etkileri yavaş doz titrasyonu ve yakın takiple kontrol altında tutmak mümkündür. Başlıca yan etkileri iştahsızlık, karın ağrısı, baş ağrısı, çarpıntı, bulantı, uykusuzluk, döküntülerdir. Birçok ilaç prospektüsünde yazılanlara benzerlik gösterir. En çok korkulan yan etki bağımlılıktır. Çocuklarda bağımlılık yapmadığı birçok araştırmada belirtilmiştir. Anne-baba eğitimi, akademik organizasyon eğitimi, bilişsel davranışçı yöntemler ile terapi ve sosyal beceri eğitimi de kullanılabilir. Fakat bu yöntemlerin tek başına başarı oranı düşüktür. İlaç ile birlikte kullanıldığında etkileri artmaktadır.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Bir Çocuk Ne İster?

Birçok veli ve öğretmen görüşmesinde hep aynı şikayeti duyuyorum: “Çocuğumun motivasyonu düşük”. Bir çocuğun motivasyonu asla ve asla düşük değildir. Her çocuğun motivasyonu vardır ama bu öğrenme motivasyonu olmayabilir. Peki o zaman, bir çocuğun ne için motivasyonu vardır? Bu çocuktan çocuğa değişir. Ama bazıları çok belirgindir. Asi çocuklar Bu çocukların motivasyonu kendilerini kabul ettirmektir. Aile eğitimli ve başarılı ise aynı performansı çocuğundan bekler. Hatta çocuğuna bir eleman gibi davranır. İş dünyasının kurallarını aile hayatında uygulamaya çalışır. Çocuğunun başarısızlığını kendi başarısızlığı olarak kabul ettiği için çocuğu olduğu gibi kabul etmez ve sürekli yargılar. Baskı altında tutar. Çocuk da kendini kabul ettirmek için asi davranışlar gösterir. Evde güç savaşları vardır. Kaynak ailedir. Bu çocuklar bazen başarısız olarak ailesini cezalandırmak ister. Eğitimsiz ailelerde de asi çocuklar vardır. Bu tür aileler çocuğunun başarılı olup iyi bir hayat sürmesini istediği için baskı yapar. Başarıyı tek çıkış yolu olarak gördüğü için çocukların omzuna büyük bir yük yükler. Hayatları ego savaşlarıyla geçer. Başarıyı sevenler Bu çocukların motivasyonu sınavlardan yüksek not almaktır. Sıkı çalışlar ve okula bağlıdırlar. Bu da aile ve öğretmen tarafından takdir edilir. Ama aileler asıl kritik noktayı kaçırır. Bu çocuklar çok şey öğrenmez. Yorum yapamazlar. Eleştirel ve farklı bakış açısı getiremezler. Sistemi çözüp yüksek not almaya bakarlar. Ezber yaparlar. Dolayısıyla bu çocukların okul başarısı iyidir ama hayat başarısı düşüktür. Hayatları takdir görme üzerine kuruludur, fark yaratma üzerine değil. İdare edenler Bu tür çocukların motivasyonu durumu idare etmektir. Bu çocuklar sadece derslerden geçecek kadar çalışır. Fazlasını yapmaz. Gerek de duymaz. Aileleri endişelense de onlar her zaman rahattır. İşlerini son dakikada hallederler. Aileleri onları bir anlığına motive eder ama onların motivasyonu kısa zamanda kaybolur ve onlar durumu idare etmeye devam eder. ‘Hallediyoruz işte, endişeye gerek yok’ derler. Hayatları sorumluluktan kaçmak üzerine kuruludur. Var olma savaşı verenler Bu çocukların motivasyonu derste rezil olmamak ve özdeğerlerini korumaktır. Bu çocuklar derste sessizdir,konuşmazlar. Bilgileri azdır, derste konuşup rezil olmak istemezler ve risk almaktan kaçarlar. Ama bu eksikliği tenefüste telafi ederler. Tenefüste aktiftirler. Arkadaşları tarafından kabul görürler. Okul hayatındaki varlığını tenefüsteki davranışlarıyla sağlar. Hayatları ortamı gözlemleyerek ve kendilerini koruyarak geçer. Kontrol edilemeyenler Bu çocukların motivasyonu bulunduğu her ortamı oyun alanına çevirmektir. Bu çocukların ailelerinden dolayı oto-kontrolleri gelişmemiştir. Her an her şeyi yapabilir. Şiddete ve yaramazlığa çok musaittir. Sorun çıkartan çocuklar genelde bu türdür. Hayatları riskli davranışlar ile geçer. Ne yaptığını bilenler Bu tür çocuklar ne istediğini çok iyi bilir ama okulu bir engel olarak görür. İlgi alanları vardır ve ona çok zaman harcarlar. Okul dersleri gereksiz gelir. Örneğin, bir spor alanıyla ya da sanatla ilgilenir. Okul onları sıkar. En büyük hatayı da veliler bu tür çocuklardan sınav başarısı beklemekle yapar. Bütün bu sorunların ayrı ayrı çözümleri var ama hepsinin ortak bir çözümü var: Çocuğunuzun ne yapmadığına bakmayı bırakıp, ne yaptığına bakın. İşte o zaman çocuklarımızın önüne bambaşka bir dünyanın kapıları açılacaktır. Kaynak:Yazar ÖZGÜR BOLAT