Hürriyet
12 Kasım 2013 Salı
Afacanlarda İdrar Yolu Enfeksiyonu
Bebeklerde idrar yolu iltihabının belirtileri genellikle sebepsiz yoğun ağlamalardır. Ateş her zaman görülmeyebilir. Beslenmenin reddedilmesi, kusma ve hafif ateş de idrar yolu iltihabını düşündürebilir.
'''Bebeğiniz kendiliğinden uyanıyorsa'''
Özellikle ilk 3 ayındaki bebeklerde şiddetli ağlamalar gaza bağlanarak atlanabilir. Bu nedenle eğer bir bebek düzenli olarak besleniyor, gazı çıkarılıyor ama uykusundan uyanacak kadar şiddetli ağlıyorsa, ateş olmasa bile idrar yolu iltihabı düşünülmelidir.
Kendini ifade edebilen yaştaki çocuklarda ise genellikle idrar yaparken yanma, ağrıma hissi vardır. Bu çocuklar sık idrara giderler. İdrar yapmak isteyip yapamazlar. Bazen enfeksiyonun şiddetine bağlı olarak idrarda kan görülebilir. Bütün bunlar idrar yolu iltihabının varlığını düşündürür.
'''Enfeksiyon tekrarlayabilir'''
İdrar yolu enfeksiyonuna karın ağrısı eşlik eder. Bebeklerde gaz sancısıyla karıştırılır. Büyük çocuklarda halk arasında yanlış inanışla ayak üşüdü, midesi bozuldu, midesini üşüttü gibi basit nedenlerle birleştirilip ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler verilerek geçiştirilebilir.
İdrar yolu iltihabı tedavi edilmese de bir süre sonra bulguları geriler. Bu nedenle çok kolay tekrarlayan enfeksiyonları atlayabilirsiniz.
Çocukta tekrarlayan karın ağrıları, sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, sızlama şikayeti ve idrar kaçırma problemi varsa mutlaka idrar tahlili ve kültürünü hekiminizin gözetiminde yapıp kontrol etmek gerekir.
11 Kasım 2013 Pazartesi
Beslenme Ve Başarı
Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu beslenmenin okul başarısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.
Okul çağı çocukların beslenmesinde nelere dikkat edilmelidir?
Kahvaltı çok önemli!
Kahvaltı bir çocuğun okuldaki başarısını ve dikkatini etkileyen günün en önemli öğünü. Kahvaltı uzun bir gece açlığından sonra vücudun enerji almasını ve güne başlamasını sağlar. Ayrıca kahvaltı yapan bir çocuk okulda bulunduğu süre boyunca abur cubura yönelir. Bu yüzden çocukların kahvaltı yapmaları şarttır. Kahvaltıda muhakkak süt, peynir, yumurta gibi protein kaynakları, domates, havuç, salatalık gibi sebzeler ve ekmek olmalıdır. Çocuk fazla kilolu değilse pekmez, reçel veya bal tüketilebilir. Salam, sosis, sucuk gibi yağlı ve nitrit-nitrat içeriği yüksek olan besinlerin fazla tüketilmemesi önerilmektedir.
Tenefüste meyve, süt
Çocuğun tenefüslerde okul kantininden cips, çikolata, hazır meyve suları, kola gibi abur cuburları almasını önlemek için muhakkak yanına meyve, kuru meyve, süt, sebze çubukları veya evde yapılmış küçük kekler gibi alternatif besinler konulmalı ve ara öğün yeme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çocuğun beslenmesine büyük bir elma yerine, 2 çeşit küçük meyve konulması çok daha mantıklıdır. Çünkü çocuk büyük bir meyveyi tüketmekte zorlanabilir.
Beslenme alışkanlığı kazandırılmalı
Okulda yemek veriliyorsa okul menüleri takip edilmeli. Çocukla her gün okulda ne yediği konusunda konuşulmalı ve ona yemekler hakkında bilgi verilmelidir. Çocuğun hangi besinlere yöneldiği muhakkak takip edilmeli, doğru ve yanlış besinler anlatılmalı, kendi tercihlerini seçmesi sağlanmalıdır. Sevmediği bir besin grubu varsa seveceği formlarda, beğeneceği şekillerde sunma denenmelidir.
Eve abur cubur alınmamalı
Eve abur cubur besinler alınmamalıdır. Nasıl olsa çocuk dışarıda bir şekilde bu besinlerden tatmaktadır ve gerçekten canı isterse zaten bunu dile getirecektir.
Beslenme alışkanlıkları bu yaşlarda şekillenmektedir. Bu yüzden yanlış beslenme alışkanlıklarının önlenmesi ve doğrularının pekiştirilmesi için ailenin ve öğretmenlerin beslenme konusunda bilinçli olması gerekmektedir.
9 Kasım 2013 Cumartesi
Çocuklar İçin Ayakkabı Seçimi
Çocukların çoğunluğu ilk yaş günlerine yakın tarihlerde yürümeye başlarlar. Bununla beraber daha önce ve sonra yürüyenler azımsanamayacak kadar çoktur. Çocuklar yürümeye ilk başladıklarında anne-babaların ilk sorusu nasıl bir ayakkabı giydirilmelidir olmaktadır. Hızla büyüyen çocuklarda bu soru sık sık değişen her ayakkabı ile gündeme gelir.
Bu sorularınıza yardımcı olabilmek için Amerikan Ayak ve Ayak bileği Ortopedisi Derneği’nin ve kişisel önerilerimizi sizlere aktarmaya çalışacağız. Burada şu soruları cevaplamaya çalışacağız;
Ayakkabılar nasıl rahat olur?
Ayakkabılar nasıl yapılmış olmalıdır?
Çocukların yaşına göre ayakkabı seçimi nasıl olmalıdır?
Ayakkabıların rahatlığı
Öncelikle ayakkabıların uzunluğu, genişliği ve yüksekliğine dikkat edilmelidir. Uygun boyutta olmayan ayakkabılar tırnak batması, çekiç parmak, nasır gibi hastalıklara neden olabilir. Çocukların hızlı büyüme dönemlerinde her 3-4 ayda bir yeni ayakkabı ihtiyacı olabilir. 16 ay altında çocuklarda, ayak 2 ayda 2 numara büyüyebilir.16-24. aylarda ayaklar 3 ayda 2 numara büyürken, 24-36 aylık küçük çocuklarda 4 ayda 2 numara, 2 yaşından sonra 4-6 ayda 2 numara büyür.
Çocukların %70 i D veya E genişliğinde ayakkabı giyerler. Erkek çocukların çoğu E genişlikte, kız çocukların çoğu D genişlikte ayakkabı giyerler. Hazır ayakkabıların çoğu yeterli genişliğe sahiptir. Yükseklik kontrol edilirken parmak üzerlerine bası olmaması parmakların rahat hareket etmesine dikkat edilmelidir.
Ayakkabının başlangıçtan beri rahat olmalıdır.Eğer yeni ayakkabılarda rahatlık için biraz yumuşama yada eskime gerekiyorsa o ayakkabı çocuğunuz için değildir.
Ayakkabı yapısı
Ayakkabı yapısı denince 4 bölüm akla gelir. Üst parça, iç taban, dış taban ve topuk.
Üst Parça
Ayakkabının üst kısmı deri, kanvas veya delikli bir materyalden yapılmış olmalıdır. Bu malzeme hava geçiren, terleme ile ayakta oluşan nemi dışarı atabilen malzemeden yapılmış olması önemlidir. Plastik gibi yapay maddelerden kaçınılmalıdır.
Taban içi
Taban içinin ter emici bir maddeden yapılmış olduğundan emin olunmalıdır. İç kısmı destekli taban tercih edebilirsiniz. Aslında çocukların çoğu böyle bir desteğe ihtiyaç duymazlar. 18 ay altındaki bebeklerin hemen hepsi düz tabandır. Taban iç girintisi tam olarak 6-8 yaşlarında oluşur.
Taban altı
Taban malzemesi yeri sağlam tutan, kaymayan ve esnek bir malzemeden yapılmış olmalıdır. Sert ve yüksek tabanlar küçük çocuklarda sendelemelere ve düşmeye neden olabileceğinden kaçınılmalıdır.
Topuk
Bebeklerde ayakkabıda topuğa ihtiyaç yoktur. Düz taban yürümeye yeni başlayan bebeklerde yürüyüşü kolaylaştırır. Daha büyük çocuklarda 2 cm yi geçmeyen topuklar kullanılabilir. Daha yüksek topuklar ayağın öne doğru kayarak parmakların bükülmesine neden olur.
Yaşa uygun ayakkabı
Çocuklarda ayakkabı seçiminde ana faktör yaşa göre seçim yapmaktır.
Yürüme öncesi ayakkabı
Yeni doğanlar ve süt çocukları ayakkabıya ihtiyaç duymazlar. Onlara sıcak tutan patikler, çoraplar giydirebilirsiniz. Ayakkabılar ev dışında korunma için giydirilebilir. Özel bir nedenle sert bir destek önerilmemişse ayakkabılar bir bebek ayağına benzer biçimde yumuşak ve yuvarlak hatlı olmalıdır.
Küçük çocuk ayakkabıları
9 ay-3 yaş arası çocukların ayakları fazlaca terlediğinden mutlaka nefes alan materyalden yapılmış ayakkabılar seçilmelidir.
9-10 aylık çocuklarda yüksek boğazlı ayakkabılar seçilmelidir. Bu tipler spor ve oxford tipi ayakkabılardan daha güvenlidir.Deri veya kanvas ayakkabılar küçük ve tombul ayaklarda daha az kayarlar. Ayakkabı tabanı avuç içiniz gibi yumuşak olmalıdır. Yumuşak taban ayağı iyi kavradığı, kaymadığı için yeni yürümeye başladığı dönemlerde düşmeyi engeller. Bu ayakkabıların hafif olması çocukların yürürken daha az enerji harcamalarını sağlar.
Yürüme döneminden okul yaşına kadar çocuklarda rahatlık ön planda olmalıdır. Çocuğun aktivitelerinde uygun ayakkabılar giyilmesi sağlanmalıdır.
Okul çağı çocuklarında ayakkabı
Okul çağı çocuklarda ayakkabıların sağlığı kadar biçimide önemli olmaya başlar. Sandaletler, spor ayakkabılar, tırmanma ayakkabıları vb seçimler yapılabilir. Bu ayakkabıların esnek, iyi havalanan amaca uygun kullanılan ayakkabılar olmasına dikkat edilmelidir.
Herşeye rağmen ayaklarda normal dışı her hangi bir bulgu görürseniz hemen bir doktora başvurunuz.
Kaynak:İstanbul Ortopedi Gurubu
8 Kasım 2013 Cuma
Uyuyamayanlardan mısınız?
Memorial Hastanesi Uyku Bozuklukları Merkezi’nden Prof. Dr. Hakan Kaynak, “Uyku bozuklukları ve tedavisi” hakkında bilgi verdi.
Çoğumuz hayatımızın yaklaşık üçte birini uyuyarak geçirmekteyiz. Uyku süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte bu süre 4- 11 saat arasında değiştiği bilinmektedir. Uyku süreleri genetik faktörlerin etkisi ile kişiden kişiye değişiklik gösterir. Doğuştan itibaren belirlenmiş olan bu süreyi belli limitler dışında değiştirmek mümkün olmamaktadır. Süreyi kısaltmak zorunda kaldığımızda “uyku yoksunluğu” sonucu görülen istenmeyen belirtilerle karşılaşmaktayız. İş hayatı, verimlilik ve trafik kazaları ile uyku ve uyku bozukluklarının ilişkilerinin ortaya konması uyku bozukluklarının ayrı bir disiplin olmasında önemli kaldırım taşlarını oluşturmuştur.
Uykunuzu Test Edin!
Haftada 2-3 gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorum.
Akşam saatlerinde veya yatağa girdiğimde bacaklarımda isimlendiremediğim bir huzursuzluk hissediyorum.
Yatakta sürekli bacaklarımı hareket ettirmek zorunda kalıyorum.
Yeterli süre uyumama rağmen gün içinde yorgun ve uykulu oluyorum.
Gece içinde nefes alamama hissi ile uyanıyorum.
Horlamamın yan odalardan duyulacak kadar şiddetli olduğu söyleniyor.
Uykuda nefesimin durduğu söyleniyor.
Gece içinde en az bir kez tuvalete gitmek zorunda kalıyorum.
Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme oluyor.
Sabah yorgun ve baş ağrısı ile uyanıyorum.
Toplantılarda, okurken veya TV seyrederken uyuyakalabiliyorum.
Uykululuk nedeniyle eskisi kadar uzun süre araba kullanamıyorum.
Çok sık rüya görüyorum.
Geceleri uykudan bağırarak ve korku ile uyandığım ve saldırgan hareketlerim olduğu söyleniyor.
Yukarıdaki sorulardan üç veya daha fazlasına evet cevabı veriyorsanız, bir uyku hastalığınız olabilir. Uyku hastalıkları günlük aktivitenizi ve sosyal yaşantınızı bozmasının yanı sıra; çok daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir.
Uyku Bozuklukları İçin Profesyonel Yardım Şart
Genel anlamda “uykunun kendisine ait bozukluklar”, “uykuda ortaya çıkıp uyanıklık fonksiyonlarının bozulmasına sebep olan hastalıklar” ve “uyanıklıkta ortaya çıkıp uykuyu etkileyen hastalıklar” bu bilim dalı içinde incelenir. Uyku tıbbı, geniş bir hastalık yelpazesine sahip olması nedeniyle nöroloji, göğüs hastalıkları, psikiyatri, KBB, iç hastalıkları (kardiyoloji, gastroenteroloji, endokrinoloji, geriatri) ve pediatri başta olmak üzere diğer bilim dalları ile birlikte multidisipliner bir yaklaşımı gerektirir.
Yukarıda belirttilen ciddi sonuçları nedeniyle, sürekli ve şiddetli horlaması olanlar, eğer eşleri solunum durması fark ediyorsa veya kendileri uykudan yorgun ve baş ağrısı ile uyanıyorlarsa, gündüz kendilerini uykulu hissediyorlarsa mutlaka hekime başvurmalı ve en az bir gece uyku laboratuvarında incelenmelidir.
7 Kasım 2013 Perşembe
Gerçekten Biri Sizi mi Anıyor?
Çınlama (Tinnitus), dışarıdan sesli bir uyaran olmadığı halde bir ses varmış gibi kulakta ya da kafa içinde ses algılanmasıdır. Toplumda genel görülme sıklığı %15’dir. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. 50-80 yaş aralığında bu oran %30-40’lara kadar yükselir.
Kulak çınlaması, bir hastalık değil pek çok hastalıkta oluşabilen bir şikâyettir. Sürekli veya aralıklı olabilir, ton ve şiddet açısından da değişkenlik gösterebilir. Bazen uğultu bazen de ıslık gibidir. Çok hafif olabildiği gibi çok rahatsız edici de olabilir.
Kulak Çınlamasının Nedenleri
Kulak kiri, kulak kanalında yabancı cisim, tümörler, dış kulak yolunun tıkanması, orta kulak iltihapları, alerji, geniz eti büyümesi, yaşlılığa bağlı işitme kayıpları, ani yüksek sese maruz kalma, uzun süre gürültülü ortamda çalışma gibi etkenler kulak çınlamalarına yol açabilmektedir.
Bunlardan başka kafa travması, menenjit gibi nörolojik hastalıklar ve depresyon gibi bazı psikolojik rahatsızlıklar da kulak çınlamasına neden olabilir.
Çınlaması Olan Hastaların Değerlendirilmesi
Hastalara detaylı endoskopik ve mikroskobik KBB muayenesi, nörolojik muayene, genel tıbbi muayene yapılmalıdır. Bu tür hastaların değerlendirilmesi ve muayenesinde öncelikle aşağıdaki üç konu üzerinde özellikle durulmalıdır.
•Tümör gibi önemli, ilerleyici bir hastalığın varlığı
•Çınlamanın türü ve özelliklerinin belirlenmesi
•İç kulak fonksiyonlarındaki bozuklukların saptanması
Tedavi Seçenekleri
Çınlama şikâyeti olan hastaların tedavisini yaparken bunun bir hastalık değil bir belirti olduğu unutulmamalıdır.
Kulak çınlaması olan hastalara uygulanabilecek tedavi yöntemleri:
•Kan akımını artıran ilaç ve doğal besin destek ürünlerini de içeren ilaç tedavileri,
•Laser, Elektromanyetik Uyarım, Elektroterapi,
•Maskeleme, Tinnitus Retraining Therapi,
•Akupunktur, Hipnoterapi,
•Hiperbarik Oksijen,
•Ameliyatlar,
Kulak Çınlaması Olanlara Genel Öneriler
•Yüksek sesli müziğe, gürültüye maruz kalınmamalıdır.
•Kan basıncı kontrol edilmeli, tuz alımı kısıtlanmalıdır.
•Sinirlilik ve gerginlik en aza indirilmeli, kahve, kola ve sigaradan uzak durulmalıdır,
•Günlük egzersizler yapılmalı, yeterince dinlenmeli ve düzenli uyku uyunmalıdır. Baş yüksekte yatılırsa, çınlamada azalma olabilir.
•Kulak çınlamasının sağırlığa neden olmayacağını bilerek, bu sesler rahatsız edici ama önemsiz bir gerçek olarak kabul edilip ve olabildiğince yok sayılmalıdır.
•Çınlama, akşam saatlerinde çoğunlukla etraf sessizleştiği zaman daha fazla fark edilir. Odada ses çıkartan bir saat, radyo, TV bulunması, çınlamayı bastırarak uyumaya yardımcı olur.
•Sakinleştirici ilaçlar, doktor tavsiyesi ile kullanılmak şartıyla rahatlama sağlayabilir.
•Çok gerekli değilse çınlamaya yol açma ihtimali olan ilaçlar kullanılmamalıdır.
6 Kasım 2013 Çarşamba
Isınmanın Beş Yolu
1. Kalın kazak yerine 2-3 kat ince kıyafet giyin: Kalın bir kazak yerine terimizi emip dışarı yansıtan 2-3 ince kıyafeti üst üste giyerek vücudumuzu daha fazla koruyabiliriz. Çünkü ince kıyafetler terlemeyi önlerken, 2-3 kat arasında oluşan hava da ısı kaybını engelliyor.
Örneğin; ince bir atlet üzerine ince bir kazak veya polar giyebilirsiniz. Veya ince bir atletin üzerine giyeceğiniz bir hırka bile sizi ısı kaybından koruyacaktır. Kış mevsiminde dikkat etmeniz gereken bir başka nokta ise çorap giymek. Çorap ayağımızın dış ortamla olan temasını engellemesinin yanı sıra vücut ısısının düşmesini de önlüyor.
2. Ağız, burun ve boğazınızı atkıyla kapatın: Atkının en önemli faydası, solunum yoluyla bulaşan mikroplara karşı bariyer oluşturarak bizi başta soğuk algınlığı olmak üzere grip, bronşit ve zatürree gibi solunum yolları enfeksiyonlarına karşı koruması.
Atkı aynı zamanda vücudumuz ile dış ortam arasındaki sıcaklık farkını önleyerek vücut direncimizin düşmesini de önleyebiliyor.
3. Başınızı bere veya şapkayla örtün: Bere veya şapka, baş ile kulak bölgemizi üşütmemiz sonucu yakalanacağımız sinüzit gibi hastalıklara karşı bizi koruyabiliyor.
4. Atletinizi mutlaka giyin: Kış mevsiminde atlet giymemek gibi önemli hataya düşüyoruz. Oysa iç çamaşırı giymediğimizde terimiz emilemiyor. Ancak daha fazla terlettikleri ve teri vücut dışına atamadıkları için yünlü ve pamuklu atletlerden kaçınmanızda fayda var.
Yünlü yerine teri dışarı yansıtabilen polyesterler ve likralı atletleri tercih edebilirsiniz. Son yıllarda dağcıların kullandığı, sonrasında günlük hayatımızda da yaygınlaşan ve hem ısıyı hapsedip hem vücudu belirli sıcaklıkta tutabilen termal içlikler de giyebilirsiniz.
5. Koyu renkleri tercih edin: Kış aylarında koyu renkli kıyafetler giymeye özen gösterin.
Çünkü koyu renklerin güneş ışınlarını çekip depolama özelliği var. Bunun sonucunda da vücudumuzu soğuk kış aylarında daha sıcak tutabilir.
Yün yerine kaz tüyü!
*Yünlü atlet, kazak veya kalın kıyafetlerden kaçının. Çünkü yün terlemenize yol açtığı gibi alerjik reaksiyon da oluşturabiliyor.
*Yeni aldığınız tüm kıyafetleri giymeden önce alerji yapma riskine karşı mutlaka yıkayın.
*Kaz tüyünden kıyafetler soğuğu geçirmeme ve iyi bir izolasyon oluşturma özelliğine sahipler. Kış mevsiminde kaz tüyünden olan hırkalar, şapkalar, atkılar ve bereler tercih edilirsiniz.
Kaynak:sağlık ve yaşam dergisi
5 Kasım 2013 Salı
İlaç Gibisin Papatya
Uykusuzluk, ateş ağrı, kramp, gaz şikayetlerine karşı etkili olan papatyanın faydaları saymakla bitmiyor.
Papatya aynı zamanda kozmetik ürün niyetine kullanmak mümkün. Papatya suyuyla yıkanan cilt diriliğini korurken saçlar da parlaklık kazanıyor.
Tabiat ana en doğal çözümleri kendi içinde saklıyor. Doğru şekilde kullanıldığında birçok bitki şifâ kaynağı. Ancak, bitkiler üzerine çalışma yapan bilim adamları uyarıyor: 'Her bitkinin özelliği farklı. Kaş yapayım derken göz çıkarmamak için son derece dikkatli olmalı.' Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Yıldırım, papatyanın küçük çocuklarda bile güvenle kullanılabileceğini söylüyor. Yıldırım, papatyanın hangi şikâyetler üzerinde etkili olduğunu şöyle anlatıyor: 'Kramplarda ve karın ağrılarında çocuklara papatya çayı içirilebilir. Papatya çiçeği, gaz birikimine, ishale, mide rahatsızlıklarına, uykusuzluğa, adet düzensizliklerine, yüksek ateşe karşı etkilidir. Sakinleştirici olarak da kullanılır. İltihaplanmalarda antibiyotik tedavisine destek amaçlı uygulanabilir.' Yıldırım, papatya kullanımıyla ilgili şu uyarıda bulunuyor: 'Günde 2-3 bardaktan fazla çay alındığında mide bulantısı yapar. Hamilerde ağız yolu ile kullanımı sakıncalıdır.'
Papatya ve Faydaları
Bazıları için papatya sadece bir çiçek olabilir ama papatyanın çayı en güzel çaylardan biridir.
Papatyanın faydaları şu şekilde sıralanıyor:
• Ateşi düşürür
• Ağrıları keser
• Spazm çözer
• Terletir
• Sinirleri yatıştırır
• Bağırsak gazlarını giderir
• Vücuda rahatlık verir
• Boğaz, bademcik ve diş etlerinin iltihaplarını giderir.
• Bel ve baş ağrılarını geçirir
• Saçları sarartmak için de kullanılır
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)